Aikido Journal Home » Articles » O'Sensei Gerçekten Modern Aikido'nun Babası mı? Aiki News Japan

O’Sensei Gerçekten Modern Aikido’nun Babası mı?

Yazan: Stanley Pranin

Aikido Journal #109 (Fall/Winter 1996)

Çeviren: Balkan Sencan

Uzun yıllar aikido çalışıp, aikido hakkında araştırma yaptıktan sonra, kademeli olarak, geleneksel akla ve aikidonun kurucusu Morihei Ueshiba’nın yanında çalışarak uzun yıllar geçirdiğini iddia eden sayısız shihan’ın iddialarının aksine bir hipoteze vardım. Seneler boyunca ABD’de Japon Hocalar tarafından verilen sayısız seminere katılmış, Japonya’ya pek çok seyahat yaparak iyi tanınan hocaların pek çoğunu görmüş ve onlarla çalışmıştım. Teorim basitçe şuydu: Bugün bildiğimiz haliyle aikido, O’Sensei tarafından çalışılan ve öğretilen sanat değil fakat kendisinin yanında göreceli olarak kısa süreler çalışan anahtar öğrencilerinin meydana getirdiği pek çok sayıda türeviydi. Bu düşüncenin temeli ise, stiller arasındaki önemli farklara, öğretilen göreceli olarak az sayıdaki tekniğe ve sanatın bugünkü hallerinde yar almayan Omoto benzeri bir dinsel yaklaşımın eksikliğine dayanıyordu. Bu ise sanatın “modern” formlarına dair bir eleştiri olmaktan ziyade, tarihi araştırmaya dayanan ve genel algılamaya ters düşen bir gözlemdir.

Ağustos 1977’de kalıcı olarak Japonya’ya taşındığımda, Iwama’da Morihiro Saito Sensei ile çalışma yönünde kişisel bir tercihte bulundum. Son tahlilde, Iwama’ya beni çeken şey, tekniklerin sertliği ve hassasiyeti üzerine yapılan vurgu ile birlikte eğitim programında aiki ken ile aiki jo’ya da yer verilmesi idi. Ayrıca Aiki türbesinin yakınlığı ve Iwama’da yapılan çalışmaların O’Sensei’nin kişisel dojosunda yapılıyor olması da seçimime katkıda bulunan etmenlerdi.

Aynı zamanda hemen belirtmeliyim ki Saito Sensei’nin tekniklerini, aikidonun kurucusunun tekniklerinin devamı olarak görmekten ziyade, onu kendi stili içerisinde bir teknik usta olarak kabul etmekteydim. Geriye baktığımda Saito Sensei’yi, Morihei Ueshiba’dan ilham alarak kendi öğretim stillerini oluşturmuş ve değişik yönlere doğru kaymış, iyi tanınan ve çok yetenekli olan Koichi Tohei, Shoji Nishio, Seigo Yamaguchi gibi bir çok hoca ile aynı kategoriye koymuştum.

O zamanlar Japonca bilgimin oldukça kıt olmasına rağmen, konu hakkında Saito Sensei’ye düşüncelerimi anlattığımı ve onun öğrettiği aikidonun, iddia ettiğinin aksine kurucunun aikidosu ile aynı olmadığından şüphelendiğimi söylediğimi oldukça net hatırlıyorum. Düşüncem ise, Saito Sensei’nin tekniklerinin, kurucunun filmde gördüğüm tekniklerinden çok farklı olduğu noktasına dayanmaktaydı. Şüpheciliğime ve eminim ki öğrencisi olmam nedeniyle arsızlığıma şaşıran Sensei ise sabırlı bir şekilde, aklımın karışmış olmasının sebebinin, filmede görülenlerin büyük çoğunluğunun gösterilerden alınmış olması olduğunu söyledi. Halka açık gösterilerde yapılan tekniklerin, O’Sensei’nin Iwama Dojo’da öğrettiği tekniklerden çok farklı olduğuna işaret etti. Saito Sensei ayrıca, kurucunun aikidosunu sadık bir şekilde aktarmanın kendisinin en başta gelen sorumluluğu olduğunu ve “Saito-ryu Aikido” gibi yeni bir form oluşturmayı hiç bir şekilde amaçlamadığını ifade etti.

Tüm iyiniyetine ve üstün teknik yeteneklerini asla söz konusu etmememe rağmen, konu hakkında uzun süre kuvvetli şüpheler taşımaya devam ettim. Gelişimden yaklaşık 2 sene sonra bir gün, Morihei Ueshiba’anın savaş öncesi kobukan Dojo’daki uchideshi’lerinden bir tanesi olan Zenzaburo Akazawa ile söyleşi yapıyordum. Bay Akazawa, bana 1938 yılında yayınlanmış ve “Budo” ismini taşıyan teknik el kitabı gösterdi ki bu kitabı daha önce hiç görmemiştim. Kitapta kurucunun kendisi tarafından gösterilen 50 civarında teknik bulunmaktaydı. Kitabın sayfalarını yavaşça çevirdikçe ikkyo, iriminage ve shihonage gibi pek çok temel tekniğin yapılışının Iwama’da Saito Sensei’den öğrendiklerim ile aynı olduğunu hayretle farkettim. Kitapta, bugüne kadar “Iwama Stili” dediğim teknikleri, kurucunun kendisi yapıyordu. Mr. Akawaza, nazikçe kitabı bana ödünç verdi ve ben de hemen kitabı göstermek için Saito Sensei’nin yanına koştum.

Sensei’nin kapısına vardığımda, keşfimi onunla paylaşmak için bağırışımı her zaman hatırlayacağım. Şaşkınlığımın aksine, kendisi bu kitabı daha önce hiç duymamış ya da görmemişti. Okuma gözlüklerini taktı ve sayfaları çevirmeye başladı; özellikle teknikleri büyük bir dikkatle inceliyordu. Orada ve hemen kendisinden, kurucunun aikido tekniklerini korumayı amaçladığını söylediğinden şüphe ettiğim için özür dilemek zorunda hissettim. Saito Sensei güldü ve büyük bir zevkle, “Gördün mü, sana söylemiştim” dedi. O zamandan beri (aşağı yukarı 1979) bugüne kadar Saito Sensei, gösterdiği tekniklerin kurucunun orijinal teknikleri olduğunu göstermek için, aikido seminerlerine kanıt olarak Budo’nun bir kopyası ile gitmektedir.

Söylememe gerek yok herhalde, kurucunun aikidosunun devamı niteliğinde sayılabilecek bir şekilde aikido yapan en azından bir hocayı bulduğumu kabul etmem gerekiyordu. Ancak bu, bugün genel olarak çalışılan aikido stillerinin, sanatın kurucusunun yaptığı aikidodan teknik ve felsefi açıdan çok farklı olduğuna ilişkin iddialarımı ortadan kaldırıyor muydu? Şöyle değerlendirin: Bugün önemli hocaların dojolarına gittiğinizde, öğrencilerin tekniklerinin genellikle anılan hocanın tekniklerine benzediğini göreceksiniz. Şunu kabul edelim ki, hocalarının gösterdiğinin aynısını yapmak için gerekli çabayı göstermeyen öğrenciler, zaten zayıf öğrencilerdir. Zaten, farklı dojolardan öğrencilerin katıldığı geniş katılımlı seminerlerde, anılan hocanın öğrencilerini diğer öğrencilerden ayırmak da nispeten mümkündür. O zaman, doğrudan kurucunun altında çalışmış bunca shihan varken, önemli aikido stilleri arasındaki büyük farkın nedeni nedir?

Bazıları kurucunun sanatının yıllar içerisinde büyük ölçüde değişmiş olduğunu ve bunun da kendisinin yanında farklı dönemlerde çalışan öğrencilerin stilleri arasındaki farkı açıkladığını söylemektedir. Diğerleri ise O’Sensei’nin öğrencilerine, karakter ve yeteneklerine göre farklı teknikler gösterdiğini iddia etmektedir. Bense bu iki görüşü de tam olarak ikna edici bulmadım. Aslında, seneler önce 1935’te Asahi News filmini keşfettiğimde, o zamanlarda bile kurucunun aikidosunun ne kadar “modern” olduğuna hayret etmiştim. Buna ilaveten, kurucunun öğrencilerine tek tek değil de grup olarak ders vermesi sebebiyle, tekniklerin öğrencilerin ihtiyaçlarına göre uyarlandığı teorisi de geçerliliğini kaybediyordu.

Hayır, ben inanıyorum ki stiller arasındaki bu önemli farklılıkların çok farklı bir açıklaması var. Şahsi kanaatim, bu durumunun asli sebebinin O’Sensei’nin çok az öğrencisinin uzun bir süre ile onun yanında çalışmış olmasıdır. Ueshiba’nın yeğeni Yoichiro (Hoken) Inoue, Yoshinkan aikidonun kurucusu Gozo Shioda ve Tsutomu Yukawa dışındaki savaş öncesi uchi deshi’leri, en fazla beş ya da altı sene kendisi ile çalışmışlardır. Bu elbette sanatta ustalaşmak için yeterli bir süre olmakla birlikte, aiki budo’nun tüm teknik repertuarını alt kolları ile birlikte öğrenmek için yetersiz bir süredir. Uschideshi olan bu hırslı genç adamların çoğu, askerlik hizmeti nedeniyle erken zamanlarda savaş sanatı eğitimlerini sona erdirmek zorunda kalmıştır. Buna ilaveten, bu erken deshi’lerden çok azı savaş sonrasında eğitimlerine devam etmişlerdir.

Aynısını savaş sonrası dönemi için de söylemek mümkündür. Bu dönem özellikle çok bilinen Sadateru Arikawa, Hiroshi Tada, Seigo Yamaguchi, Shoji Nishio, Nobuyoshi Tamura, Yasuo Kobayashi ve daha sonra Yoshimitsu Yamada, Mitsunari Kanai, Kazuo Chiba, Seiichi Sugano, Mitsugi Saotome gibi hocalar ve diğerlerini kapsamaktadır. Shigenobu Okumura, Koichi Tohei ve Kisaburo Osawa ise savaş öncesinde kısa bir süre çalışan ve II. Dünya Savaşı sonrasında usta unvanını alan ve başka örneği bulunmayan bir grubu oluşturmaktadır. Bu hocalardan hiç birisi doğrudan O’Sensei altında uzun müddet çalışmamışlardır. Bu şok edici bir iddia gibi gelebilir; ama önce tarihi gerçeklere bir bakalım.

Savaş öncesinde Morihei Ueshiba, Tokyo’da bulunan Kobukan Dojo’yu merkez olarak kullanmakla birlikte, Kansai bölgesinde de çok aktifti. Aslında, Osaka’da bir evi dahi vardı. Seneler içerisinde, eski zamanları yaşamış kişiler ile daha çok konuşma yaptıktan sonra, kurucunun devamlı seyahat halinde olduğunu ve bir ayın bir ya da iki haftasını Kobukan Dojo dışında geçirdiğini gördüm. Ayrıca erken dönem uchideshilerin, sanatın gün geçtikçe daha popüler hale gelmesi ve Ueshiba tarafından yönetilen ve Omoto tarafından desteklenen Senyokai’nin (Savaş Sanatlarını Geliştirme Derneği) geniş ölçekli çalışmaları nedeniyle, kendilerini kısa süre sonra birer hoca olarak bulduklarını da akıldan çıkartmamak gerekir. Bu öncüler nispeten daha az süreler ile çalışmış olup dojoda kurucunun uzun süreler bulunmaması nedeniyle sınırlı olarak etkisinde kalmışlar ve öğretme işlevini yüklenen merkez dojodan da uzak kalmışlardır.

Savaş dönemi ve hemen savaş sonrası kısa dönemde O’Sensei Iwama’ya yerleşmişti. Nihayet 1950’lerin başından itibaren Tokyo ve Kansai bölgesine sık ziyaretlerine tekrar başlayabildi. 1950’lerin sonlarında ziyaret sayısı hızla arttı ve bir zaman geldi ki kimse ne zaman, nerede olacağını bilemiyordu. Zamanını Iwama, Tokyo ve Kansai’deki favori yerleri olan Osaka, Kameoka, Ayabe, köyü Tanabe, ve Shingu’da geçirmeye başladı. Kyushu dışındaki Kanshu Sunadomari’yi bile ziyaret ediyordu. Michio Hikitsuchi Sensei’nin, savaş sonrasında Shingu’yu altmış defadan fazla ziyaret ettiğini söylediğini hatırlıyorum. Bu dönemin kabaca 12 ile 15 yıl arasında bir süreye karşılık geldiğini düşündüğümüzde, kurucunun yılda ortalama dört ile altı kez arası Kansai’de bulunduğunu görüyoruz.

Akıllı okuyucular, hangi noktaya varmak istediğimi göreceklerdir. O’Sensei savaş sonrasında Tokya’da düzenli olarak ders vermemiştir. Mindere çıktığında dahi, mevcut öğrencilerin anlayabileceğinin çok ötesinde ezoterik konular hakkında saatlerce ders vermekteydi. Savaş sonrası yıllarda Hombu’da yer alan asıl hocalar Koichi Tohei Sensei ve halihazırdaki doshu Kisshomaru Ueshiba’dır. Bu ikiliye özellikle Okumura, Osawa, Arikawa, Tada, Tamura ile yukarıda anılan uchideshiler yardımcı olmuşlardır.

Demek istediğimi açıkça ortaya koymak istiyorum. Anlatmaya çalıştığım şu ki Morihei Ueshiba, Hombu Dojo’da günü gününe ders veren asıl kişi değildi. O’Sensei orada, önceden tahmin edilemeyen süreler ile kalır ve öğretisi felsefesi konulara odaklanırdı. Tohei ve Kisshomaru Ueshiba, Aikikai Hombu sistemi içerisindeki aikidonun teknik içeriği ve gelişiminden en çok sorumlu kişilerdir. Savaş öncesinde, sonraki yılların uchideshi’leri, çok kısa bir çıraklık süresinin ardından Hombu Dojo dışındaki klüpler ve üniversitelerde ders verirlerdi. Ayrıca bu dönemin karakteristik özelliği “dan enflasyonu” olup bu genç hocaların çoğu her sene bir dan alıp yükselirlerdi. Pek çok durumda, dereceleri atladıkları da olurdu. Ancak bu bir başka makalenin konusu.

Bütün bunlar ne anlama geliyor? Anlamı şu: savaş sonrası aikidonun yayılmasının kurucun doğrudan kontrolü altında geliştiği görüşü kesinlikle doğru değildir. Tohei ve şu anki doshu burada aslan payını hak etmektedir, ancak kurucu değil. Ayrıca şu anlama da gelmektedir ki O’Sensesi Morihei Ueshiba, savaş sonrası yıllarda aikido eğitimi ve idaresi hususunda ciddi olarak işin içinde değildi. Kendisi zaten çok yorulmuş ve kendini kişisel eğitim ile ruhsal gelişime ve seyahatler ile sosyal faaliyetlere vermişti. Ayrıca yine dikkat edilmeli ki O’Sensei’nin dışarıdan görünen nazik ve düşünceli yaşlı adam imajının aksine, O’Sensei aynı zamanda kıvılcım saçan gözlere ve birden patlayan bir öfkeye sahipti. Bu sebeple, kritik yorumları ve öfke patlamaları sebebiyle varlığı Hombu Dojo’da her zaman aranmıyordu.

İşte bu anılanlar meselenin aslı olup, pek çok birinci elden tanıkla da kanıtlanabilir niteliktedir. Geçmişte bu konuların bazılarına değindim, fakat ancak kurucuya yakın pek çok kaynak ile görüştükten sonra elde ettiğim kaynaklar sayesinde, düşündüklerimi sesli olarak dile getirmek konusunda kendime güvenebildim. Bu anlattıklarımın aikidoculara eğitimlerinde kolaylık sağlayacağını veya onları hedeflerine daha da yaklaştıracağı iddiasında değilim; ancak önemli bir konuya doğrunun ışığını tutarak, aikidoya bağlı olan kişilerin değerlendirmelerini yapabilecekleri daha sağlam bir zemin yarattığımı umuyorum. Yine umuyorum ki son yıllarda dışlanan ve gözden uzak tutulan Koichi Tohei’ye de hak ettiği yer verilecektir.